Aşure ve Ben

Kendimi tanıtmak için en sevdiğim anılarımdan birisi ile başlayabilirim.

Bu ani belkide ‘nasil aşçı oldunuz - neden aşçı oldunuz, nasil karar verdiniz? Sorularına cevap da olabilir.

Ben İstanbul Merter’de doğdum. Simtaş Sitesi’nde. 56 dairelik bir apartmanda oturuyorduk. Bu apartmanın bence en güzel özelliği çok güzel insanlarla dolu olması idi. Her evde ayrı bir hikaye yaşanırdı, her ev ayrı bir romandı. Ama bütün bu romanların kesiştiği nokta annelerdi. O 56 dairenin 25-30 tanesi haftada bir mi artık, on beşte bir mi, ‘gün’ yaparlardı. O günler için muazzam yemekler pişer süper eğlenilirdi. Yemekler de tahmin edebileceğiniz gibi Turkiye - Dünya mozigi idi, çünki Malatyali komşumuz vardi, Sivasli komsumuz vardi, edirneli komşumuz vardi, karslı komşumuz vardi. Herkesin de memleketinden yiyecekler sezonunda hazırlanır gönderilirdi o zamanlar. Yıllık salcası, peyniri yağı hep köyden gelirdi, o günlere yapilan ikramlarda onlarla yapilirdi, e siz lezzeti hayal edin artik. O apartamanda Birisinin, Allah korusun, ölümü olur doğumu olur, Bunlar hep beraber yaşanılırdı. Bazı evler daha iç içeydi, daha çok gider gelirlerdi birbirlerine anneler - çocuklar. Bizimki diğer evlere girip çıkmak konusunda daha mesafeli bir ailedir. Sanirim zaten evde 6 kisi olduğumuzdan cok vakit kalmıyordu ziyarete, annemi oturmuş keyif yaparken gordugumu hic hatirlamiyorum. Bizim en cok yan komşumuz evimize girip çıkardı. En sevdiğim anılarımda onunla ilgilidir. Onun adı “mamaanne” idi. Sabahat Teyze benim mamaannemdi. Çünkü bana mama yedirirmiş. Ben de ona “mamaanne” dermişim.  Mama annemin kizi Oya ablam vardi, adi gibi oya gibi narin, ince bir ablaydi. Ben onlarin izini ariyorum bulamiyorum, cunki soyadlarini hatirlayamiyorum, ah bir bulsam Mamaannemin gidip yanaciklarindan bir opsem...

Hikayenin en tatlı kısmı şu: Bu 56 dairelik apartmanda çocuk olmak cok eğlenceli bir şeydi, hatırladığım. Güvendesin. Herkesi tanıyorsun. Herkes seni tanıyor. Müthiş bir apartman boşluğu var, kocaman. Sen küçüksün, apartman büyük. Şimdi öyle gelmiyor bana ama, .Gidiyorum, bakıyorum o apartman o kadar da büyük değilmiş, ben çok küçükmüşüm o zaman. Şimdi bu 56 dairelik apartmandaki teyzeler hep beraber pazara giderlerdi. 3-5 tanesi pazara giderdi, beraber. Biz altı kişilik bir aileydik. Annem, babam, ağabeylerim ve anneannem, dolayisi ile evden iki veya üç defa pazara gidilirdi bir günde, ancak malzeme yeterdi yani. Bu pazara gitme günlerinde sabah herkes filesini alır.. O zaman ip fileler vardı, naylon torba yoktu. Onlar böyle dertop edilir naylon çorap gibi… Hatta birisi, Paris’e giden birisi, özel torba getirmişti, bez torba… O fileler onların içine konur falan….Evde çocuk, delikanlı kim varsa oyundan toplanır “pazara gidiyoruz” diye, çeke çeke  toplanır, ne yapsınlar anneler is gucu lazim J. Ben de bunlardan birisi olurdum tabi büyünce. Ağabeylerim falan toplanıp pazara giderler. Ondan sonra bir ikinci tur olur... Şimdi o pazar günlerinin benim için ehemmiyetine geldi sıra. Çünkü asciligimin baslamasi bu günlerle alakali bence. Ben o Pazar kurulan günde, pazardan dönüşte apartmanin içinde Ev ev gezer, o evlerin maydanozlarını ayıklardım. Çağırırlardı. Ayten teyzem gelirdi. Semen gelsin, maydanozları ayıklasın derdi. Ben onun evine gider maydanozları ayıklardım. Oradan Sıdıka Hanım Teyze’nin evine giderdim. Allah rahmet eylesin. Sıdıka Hanım Teyze’nin evinde maydanozları ayıklardım. En son mamaannemin evine gelirdim. Mamaannemin evinde benim özel taburem  vardı. Masaya yakın yüksek taburem vardı, bana özel. Oraya oturur, maydanozları ayıklardım. Bunu cok iyi hatırlıyorum, o tahta taburem de maviydi sanki, çivit mavisi. Bittiğinde mamaannem beni sıkıştırır sıkıştırır severdi sonra evime teslim ederdi. Bugün geriye dönüp baktığımda bu animin ascilik ile ilgili en önemli anılarimdan birisi olduğunu anlıyorum. Bu apartmanda yasamak muazzam bir tecrübe... Çünkü koruyucu ve sevgi dolu bir sosyal ortam içinde yetişiyorsun aslında. Etrafindaki herkesin sana sadece sen olduğun için, o sosyal cevreden olduğun için, çocuk ve saf olduğun için sana tolere ettiği, seni bir şey uğruna olmadan sevdiği ve bir şey öğretmek için sana emek verdiği, zaman harcadığı, mesai verdiği, çekinmeden fütursuzca seninle olduğu bir ortamda yetişiyorsun. Bunun birçok insan için bulunmaz bir nimet olduğunu görüyorum bu gun.  56 dairenin bir aile olduğunu, muazzam bir mozaik, bir öğrenme ortamı olduğunu tecrübe ortamı olduğunu düşünüyorum. Bugün “experience marketing” dene şeyi .. 56 tane “experience” var orada. 56’nın 15’i bile yeter. Birisinin evine ozel ev terliği ile girersin, birisinin evine ayakkabı ile girersin, umurunda bile olmaz. Birisinin evinde basinda ortu ile yemek pişer, birisinin evinde her daim kuran okununur, birisinin evinde aci biber olmadan sofraya oturulmaz birisinin evinde alman pastasi yemeden gun geçmez, Bir başkası ise üzerine şekerler atarak seni karşılar.

Bu kozmopolitliği tanımlayacak bir yemek yapılacak olsa herhalde en yakisan yiyecek ASURE olurdu. Asure zamani bizim apartmanda ozellikle abilerim için cok ozel bir zamandi. Dusunun 56 daire var, komşuluk var, elbette daireler arasi aşure transferi de olacak J 56 dairenin 20 tanesi ‘ cok amamcli aşure degistokusu’ yapsa (‘ cross functional aşure tansfer’) evdeki asure miktarini dusunun J ( cok amamclinin gercekten cok amaci olabilirmis, simdi yazarken dusundum de J gecen gun kalbini kirdim affet, sizin kiz bizim cocuklari da toparlasa ya sabah okula giderken, sizing oglan bizimkine matemeatik calistirabilir mi… ve daha neler neler olabilirmis J )

Sozun ozu Bu mozaik yapı ve aşure günleri benim için çok değerliydi (cross culture analysis). Evimizde aşurenin piştiği 2 tane kazan vardı. Büyük bir bakır kazan ve dev gibi bir alüminyum tencere. Bakır olan hala bende, evimin en korunakli yerinde muze sartlarinda koruyorum onu. Rahmetli anneannem zamanında aşure bu kazanda pişirirdide. Kaselerimiz vardı. Dibinde minik çiçekler olan kaseler, süt mavisi, opak renginde kaseler. O takimlarin sonsuz parcalari var gibiydi. Simdi onlardan geriye 3-5 tabak, 5-10 kase kaldi, görünce onlari hem içim cok cizzz ediyor hem cok seviniyorum. Iste Aşure bu sonsuz takım kaselere kocaman bir kepçeyle doldurulurdu. Evlerdeki nüfusa ve ailenin ne kadar bogazli olduguna göre ‘ taksim’  yapılırdı. Anneaanem kime ne göndereceğini işaretlemez- yazmaz ama bilirdi, hangi kasenin kime gideceğini. Asurelerin uzeri ozenle süslenir bezenirdi. Ve bendeniz aşureleri dağıtmakla görevliydim. 3 yaşında maydanoz ayıklamakla görevliydim. 4-5-6 yaşlarında aşure dağıtmakla görevliydim, ben hep görevliydim, cok da severdim, iyi ki de böyleymiş, anneciğim beni böyle yetiştirmiş sagolsun.  Gorev vakti gelince, yani dagitim öncesi Aşurelerin üzerine peçete örtülürdü, toz gelmesin diye değil, gören imrenmesin diye. Havlu bez veya peçete ile aşure tabaklarının ağzı kapatılırdı. Ben tabii ki Gitmeden önce prova yapardım, 7 sinde neyse 7 inde o olmanin ispati bu olsa gerek hala oyle yaparim, sahneden once mutlaka bir prova isterim, eğitim isimde de tvde de.

Annem “git Sıdika Hanım Teyze’ye, aşure götür” derdi. Veya Semra Teyze’ye. Ben de ayna karşısında çalışırdım. Ne söyleyeceğim, nasıl söyleyeceğim. Sonra gidip emaneti teslim ederdim, düşünüyorum da hakikaten neşeli bir görüntü. Zil çaliyor kapiyi aciyorsun karşinda kivir kivir saçli Bizdik birşey, nefes nefese kalmis, boyu zile zor yetişiyor, (bu arada nefes nefese çünki asansöre binmem yasakti, asansörde başima bir kaza gelir diye, taban kuvvet merdivenleri tirmanirdim, cok söz dinlerdim küçükken)

  • Merhaba Semra teyze, Annem selam söyledi. “Musaitiniz varsa” ( Müsait bir vaktinizde) bize kahve içmeye bekliyor.
  • Sidikanim teyze ( Siskia Hanim Teyze diyemzedim de ben J ) merhaba, annem selam söyledi, bunu size gönderdi, afiyet olsun dedi, teşekkür etti. Figen ablam ne yapıyor, cok calisiyor mu derslerine? ( Figen ablam üniversiteye hazirlaniyordu da...)

Her kapı için ayrı bir replik vardı. Hepsinin ayrı bir dinamiği vardı. Sonra geri bildirim alirdim annemden, komsularla kapi arasinda konuşurlarken duyar gururlanirdim,  “feedback” toplardım yani:

  • Boyu kadar aşure tabağını taşıyor.
  • Ne tatlı konuşuyor.
  • Seninki cok becerikli, agzi ne laf yapıyor...

İnsanlar sevgi gösterirlerdi. Anneme benimle ilgili sözlerle söylerlerdi. Güzel sözler, yorumlar.

Tabii, beni eli boş yollamazlardı. Mutlaka bir şey ikram ederlerdi. Aşure kaseleri de boş geri gönderilmezdi. Güzel yemekler veya tatlılarla dolu olarak bize geri dönerdi.

Asure hikayesinin en can alici kismi soyle gerçekleşirdi bizim evde: İki büyük ağabeyim kimin güzel yemek yaptığını cok iyi bilirlerdi. O donemde Eve geldikleri zaman buzdolabının kapağını açar ve aşure kaselerini göstererek bana kimden geldiğini sorarlardı, ben de bulbul gibi oterdim tabi. Bu aslinda onlar için strateji planlama toplantisi oluyordu, hangi aşureyi yiyeceklerine karar veriyorlardı o sirada. Oysa anneannem gayet adil bir şekilde aşureleri dağıtırdı hepimize, taksim ederdi güzel güzel. Hem bize geliş gününe göre hem miktarina gore ayarlardi onu, yani perakende deyimi ile’ ilk giren ilk cikar ve stok yönetimi’ işlemlerini yapardı yavrum.

Gece, herkes uyuduktan sonra buzdolabı perileri sahneye çıkardı, Yani ağabeylerim ve ben. Sahne şu şekilde olurdu. Elimizde birer kaşık lambanın cini gibi, buzdolabının önünde dururduk, yüzümüzde dolabın ışığı parlardı. Ben 3 yaşınaydım ağabeylerim ise 12 ve 14 yaşında, 3 boy afacan dolabin içinde, Dolayısı ile onlar tepeden bakardı, ben ise aşağıdan izlerdim. Dolabın önünde kedi gibi gözlerimiz parlardı. Ağabeylerim hangi aşurenin kimden geldiğini öğrendiler ya, o kaseyi mimlemis olurlardı. Bu Ayla Abla’dan, şu Sıdıka Hanım’dan, şu Semra teyzeden. EN BEGENDIKLERINDEN BASLARLARDI YEMEYE, ANCAK bu işin bir de ertesi günü var, sabah olacak anne ve anneanne dolabi açacak bir bakacak ki aşure yok... bunun önlemini alirlardi iste bizimkiler, aşurenin kaymaklanir ya uzeri, onun altindan calışırlardı, barajdaki sus seviyesi az duşunca kenarlardan cok anlamazsiniz ya, onlar oyle aşağıdan calisirlardi, kaymagin yirtilma seviyesine gelince dururlardi. Nasil ama J Ben de nasiplenirdim tabi onlarla…

Sabahları bir gürültü patırtı olurdu mutfakta. “Kim yedi bunu, Sidika Hanimin aşuresini tirtiklamislar Inciiii, senin bu oğlanlar buzdolabini ziyaret etmişler gece yine... O canim evde Böyle tatlı maceralarımız vardı iste. Size anlatacak cok hikayem daha olacak çocukluğuma dair.

İşte bu hikaye benim tatlılara, yemege olan düşkünlüğümü açıklamaya yeterli olur sanırım. Aşure benim için çok özel bir tatlıdır bu yüzden. Hem aşurenin hikayesi, hem benim onunla olan hikayem... Gelin size ben nasıl aşure yaptığımı anlatayım: